Karamelize Portakallı ve Bademli Tart

23 Temmuz 2014

Almond-Orange Tarte

Yine bir sabah elimde kahvem, balkonda sokaktan geçenleri izliyorum. Özellikle haftasonları yaya trafiği çok fazla. En çok da köpeğini yürüyüşe çıkaranlar geçiyor bizim sokaktan. Karşı sokaktan bir ördek yaklaşıyor, onun önünde de bir kadın. Ördek badi badi kadının peşinde. Kadın köşeyi dönüp diğer sokağa sapıyor, dönerken de ördeğe bakıyor peşinden geldiğinden emin olmak ister gibi. Ördek de peşinden doksan derecelik açıyla köşeyi alıp, aynı yola dönüyor. Sokaktan arabalar geçiyor, ördek kaldırımdan şaşmadan badi badi yürümeye devam ediyor. 

Diğer yayalar kafalarını çevirip şöyle bir bakıyorlar ama kimse benim kadar şaşırmış gözükmüyor. Böyle olunca daha da şaşırıyorum. Yanımda bu olaya şahit olacak bir başkası yok üstelik. Üzerimde pijamalarım olmasa koşarak aşağı inip onları takip edeceğim. Ama bu görüntünün bir saniyesini bile kaçırmamak için kıpırdamadan ve gözlerimi kırpmadan bakışlarımla takip etmekle yetiniyorum onları gözden kaybolana kadar.

İdareten kullanmak üzere mutfak eviyesinin altında plastik bir çöp kutusu vardı. Hani kapağı turnikeli, hafif tipsiz olanlardan. Dolap kapağının içine metal bir çöp kutusu taktırınca, bu da ıskartaya çıktı. O gün dışarı çıkarken elime aldım, karşı kaldırımdaki konteynere atacağım. Kağıt toplayıcı genç bir adam konteynerde işine yarayan birşeyler arıyor, elimdeki plastiği gösterip 'bunu ister misiniz?' diye soruyorum, adam da memnuniyetle 'sağol abla' deyip alıyor kutuyu. 

Bizim apartmanın altındaki bakkalın önündeki ağacın dibinde hep otururken gördüğüm yaşlı amca bir anda karşı kaldırımdan bağırmaya başlıyor: 'getir onu bana, verme verme!' Kafamı kalırıp baktığımda amcanın ayağa kalkmış elindeki bastonunu savurarak bana doğru geldiğini görüyorum. Elinde kutuyla kağıtçı çocuk ve ben donakalıyoruz. Konteynerin arkasına doğru geriliyorum, bastonla dayak yemek için biraz yaşlıyım. Ama amca o kadar kendinden emin ki bir an şüphe duyuyorum acaba sahiden amcanın çöp kutusunu mu aldım, o zaman dayağı hakettim diye. Kem küm ediyorum. 'Getirsene onu bana, o bana lazım' diye bağırarak yolu geçip yanımızda bitiveriyor.

Yoldan geçenler yaşlı bir amcanın malını gasp etmiş bu kadına ve kağıt toplayıcıya bakıyorlar. Arada amca bastonunu kaldırıp kılıç gibi bana doğru doğrultuyor. Ürkerek 'em, o çöp benimdi ama artık kullanmıyorum, hem size ne yapacaktınız ki onunla, arkadaşa lazımmış ona verdim' diyorum. Söylediklerimi dinlemeden can hıraş bağırmaya devam ediyor: 'Hayır ver onu bana, kullanacağım ben onu!'.

Koşarak peşinden bakkaldaki manav geliyor ve bana 'aldırma, idare et' manasında kaş göz işareti yapıyor. Ben de amcanın galeyanı azalsın diye sesimi alçaltarak ikna edici bir tonla 'amca o benimdi vallahi, yukarıdan, evden getirdim' diyorum, Manavın bana eliyle 'haydi sen yavaştan uzaklaş' işareti yaptığını görüyorum. Ben yan yan uzağa kaçmaya başlayınca amca susuyor. Manav,amcanın koluna girip bakkala geri götürürken, evlere servis yapan çocuk yanıma gelip '46'lı o' diyor. Doğum tarihini söylüyor sanıyorum, 1946'lı gibi. Meğerse 46'lı deli demekmiş. Bilmiyordum ben bunu. 

Akşamüstü eve dönüyorum, patlıcanlı pilav yapacağım kendime. Mutfak penceresini sonuna kadar açıyorum ki kızartma kokusu uçup gitsin. Tavaya bolca yağ koyuyorum, altını yakıyorum iyice kızsın, bekliyorum. Bu arada açık camın önündeki eviyede patılıcanları yıkıyorum. Bir anda gözümün önünden bir şey içeri uçarak girip 'tup' ediyor. İki gün önce dolu yağmış İstanbul'da, aklıma o geliyor. Düşünmeme fırsat kalmadan tekrar bir 'tup' sesi. Arkama dönüp bakıyorum, kızartma tavasının içine bir şey düşüp, kızgın yağı etrafa fışkırtıyor. Ürkerek ocağın yanına gidiyor ve düşen nesnenin ne olduğuna bakıyorum: bir ısırığı eksilmiş yeşil bir erik yatıyor tavanın dibinde. 

Pencereye yaklaşırken başka bir erik başımın yanından hole doğru uçuyor. Arabaların yanında pencereme doğru bakan dört tane çocuk görüyorum. Birinin kolu başka bir eriği fırlatmak için gerilmiş, beni görünce donuyor. Mahallenin çocuk çetesinin ikinci kattaki evimin açık penceresinden attığı yeşil eriğin tavaya düşerek sıçrattığı kızgın yağın beni yakmasından kılpayı kurtulmanın şokuyla 46'lı gibi bağırıyorum: 'Napıyorsunuz çocuklar, bu yaptığınız iş mi?' Hepsi birbirine doğrultuyor parmağını: 'o yaptı!', 'o yaptı!'. 

Evde kıştan kalan kurutulmuş portakalları şekerle birlikte 10-12 dakika kaynatıyorum. Bir gün önce az pişirdiğim tart tabanının içine bademli-limonu dolguyu doldurup fırınlıyorum. Karamelize portakallar ılıyınca oda sıcaklığına gelen tartın üzerine yerleştirip mutfak tezgahına koyuyorum. Gerileyip pırıl pırıl parlayan şaheserime bakıyorum.

Bu sıcak havada değişiklik olsun diye, arka plana güneşin ve gölgelerin vurduğu 'açık havada beş çayı' temalı bir çekim yapmayı planlamışım. Mutfaktan fotoğrafta kullanacağım peçete ve tabakları, en son da tartı getirip masanın üzerine yerleştiriyorum. Tartı masanın üzerine koyduğum sırada, dalları balkon korkuluğunu süpüren incir ağacındaki kargayı farkediyorum. 

Fotoğraf makinemi almak için içeri girdiğimde aklıma, bir keresinde bir karganın annemin balkonda bıraktığı yurmurtaları delip içini nasıl yemiş olduğu geliyor. Aynı şeyin benim tartın da başına gelebileceği kuruntusunun aklıma düşmesiyle birlikte topuklarım üzerine yüz seksen derece geri dönüyorum. 

Karga pençeleriyle portakallarımın üzerine basmış, gagasıyla tartın kalın kenarını koparmak için mücadele ediyor. Benim ona doğru kolumu sağa sola sallayıp 'kışt' diyerek geldiğimi görünce havalanıyor. Ama hala ılık olan portakallar pençelerine yapışmış. Bunu farkedince havada debelenmeye portakallardan kurtulmaya çalışıyor. Portakallar ağır ağır pençelerinden kurtuluyor, karamel pençeleriyle portakallar arasında uzarken, şaheserimin parıltılı süslerinin bir kısmı balkon korkuluğuna bir kısmı da aşağı düşüyorlar. Balkondan uzanıp bakıyorum, böyle bir günde o portakalların birinin kafasını ıskalamış olmasına şaşırıyorum. 

Yemek yapma konusunda en, belki de tek gurur duyduğum özelliğim hiçbir şanssızlığın, beceriksizliğin beni yıldırmaması. Bu, bir kargadan gelen sabotaj bile olsa. Bir keresinde mereng tartımın tepesine top düşmüştü mesela. Üzerimdeki şoku atlatır atlatmaz hiç üşenmeden bir fasıl daha portakal karamelize ediyorum. Dışarıda hazırladığım setimi içeri, dış düşmanlardan korunaklı halde yeniden tasarlıyorum ve bu fotoğrafları çekiyorum.

Bu anlattığım dört olaydan üçü aynı gün başıma geldi. Fakat bir tanesi hiç olmadı. Sizce hangisi?

Karamelizeportakal

Orangetarte

Karamelize Portakallı Ve Bademli Tart

Gerekli Mutfak Gereçleri:

  • altı çıkabilen veya kelepçeli 20-22 cm. ebatlarında tart kalıbı
  • mikser

Malzemeler:

Tart tabanı için:

  • 200 gr. un, elenmiş
  • 100 gr. tereyağ, oda sıcaklığında
  • 100 gr. pudra şekeri, elenmiş
  • 1 yumurta
  • 1/2 tatlı kaşığı vanilya esansı
  • bir tutam tuz

Dolgusu için:

  • 2 yumurta
  • 80 gr. toz şeker
  • 120 gr. ince çekilmiş badem (toz badem) 
  • yarım tatlı kaşığı vanilya esansı
  • 1,5 limonun suyu ve kabuğunun rendesi 

Üzeri için:

  • 2 orta boy portakal*
  • 330 gr. toz şeker
  • 250 ml. su

Yapılışı:

Tart tabanının yapılışı:

  1. Tereyağını mikserle 1 dakika kadar krema kıvamına gelene kadar çırpın. Unu ekleyip elinizle tereyağına yedirin ve ufalanan bir karışım elde edin. Ortada bir delik oluşturun. Yumurta, pudra şekeri ve vanilya esansını ekleyin.
  2. Elinizle bütün malzemeleri karıştırıp, pürüzsüz bir hamur elde edin. (Hamur oldukça cıvık ve elinize yapışan bir kıvamda olacaktır.) Elinizi hafif unlayarak hamuru yuvarlayın ve streç filme sarın. Buzdolabında 1 saat dinlendirin.
  3. Fırınınızı 180 derecede ısıtın. Buzdolabında hafif sertleşmiş olan hamuru çıkarıp, unladığınız bir yüzeyde merdaneyle tart kalıbından daha büyük bir yuvarlak olacak şekilde açın. Büyük bir bıçak  yardımıyla hamuru kalıbın üzerine yerleştirin ve bastırarak kalıbın şeklini verin. Kenarlarını düzeltin ve dışarda kalan kısımları koparın.
  4. Çatalla tart tabanına delikler açın. Pişerken kabarmaması için tart tabanının üzerine yağlı kağıt serin ve üzerine ağırlık olarak bir su bardağı kadar çiğ nohut ya da fasülye koyun.
  5. Önceden ısıttığınız fırında 10 dakika pişirin. Oda sıcaklığında soğumaya bırakın.

Dolgunun yapılışı:

  1. Fırınınızı 180 C'de ısıtın.
  2. Yumurtaları ve şekeri 4-5 dakika açık renkli krema kıvamına gelene kadar çırpın.
  3. Toz badem, vanilya esansı, limon suyu ve kabuk rendesini ekleyip karıştırın. 
  4. Bu kremayı oda sıcaklığındaki tart kalıbına dökün. Önceden ısıttığınız fırında 25 dakika kadar pişirin. Dolgu hafif kabarıp kızarınca ve içine batırdığınız bir kürdan temiz çıktığında tart pişmiş demektir. 

Karamelize portakalların yapılışı:

  1. Portakalları incecik halkalar halinde dilimleyin. (Limon kullanıyorsanız çekirdeklerini çıkarın).
  2. Şeker ve suyu yüksek kenarlı bir sos tenceresine koyun. Kısık ateşte tencereyi ara sıra dairesel hareketlerle sallayarak şekeri eritin. Portakal dilimlerini ekleyin ve 20 dakika orta ateşte portakallar hafif kahverengileşinceye dek pişirin. 
  3. Tencereyi ateşten alın ve portakalları tartın üzerine yerleştirip karameli tartın üzerinde gezdirin. 
  4. Tartı ılık veya soğuk servis edebilirsiniz. 

*Ben Nar Gourmet'nin kurutulmuş portakallarını kullandım. Portakalınız yoksa mevsimin güzel kokulu limonlarıyla da bu tart çok güzel oluyor.

Krep

3 Temmuz 2014

Çilekli Ve Yemişli Krep
Bana krep yapmayı üniversitede zamanlarında bir arkadaşım göstermişti. Bir yumurtayı kırarsın, içine bir bardak süt ve kaşığın arkasına yapışacak kıvam elde edene kadar da un eklersin, sana olur krep. Ta bu yaşıma kadar bu yöntemi izledim bir kere de merak edip göz kararı yerine ne kadar un konulması gerektiğine bakmadım. Bu usulle beyaz, sünger gibi tatsız, fikri tadından daha lezzetli olan krepler yedim. İlahi üniversitedeki arkadaş. 

Elle à Table dergisinin müptelası olduğum çok zekice bir serisi var. Her ay temel bir tarif verip o tarif kullanılarak yapılan bir kaç yemek paylaşıyor. Mesela beşamel sosun tarifini verip bu sos kullanılarak yapılan efendime söyleyeyeyim, fırında makarna, mantar çorbası gibi tarifleri veriyor. Birkaç ay öncesinin sayısında da temel krep tarifi vermiş, tatlısı tuzlusu çeşit çeşit de versiyonlarını yayınlamıştı. Baktım ki krepin temel tarifinde bir yumurta, süt ve undan başka şeyler de var, tereyağ var, şeker var hatta çok sevmeye başladığım portakal likörü Cointreau bile var, bu krep işini yanlış yaptığımdan şüphelenmeye başladım.   

Bir kere yumurta konusunda bonkör davranmak gerekmiş. Krepin rengi atmış bembeyaz hali kaç kişilik krep yaparsam yapayım yumurtayı bir taneyle sınırlı tutmamdan kaynaklanıyormuş. İkincisi, yine pek sevdiğim bir ayrıntı ki o da portakal likörü, bir önceki yazı da bahsettiğim Cointreau. Kulağa çok fuzuli ve gösterişçi bir malzeme gibi gelse de değil. Damağınızı ve burnunuzu hafif gıdıklayan, evimizde yaptığımız kreplerin iyi kreperilerde yediklerimizden eksik kalan tarafını bu likör dokunuşunun tamamladığını düşünüyorum. 

Krepin dolgusu en az kendisi kadar önemli. İçine nutella doldurmak marifet değil, o şekilde insan sunta olsa yer. Bu krep o kadar narin ki onu ağır malzemelerle doldurmak haksızlık olur. Fazla tatlı olmayan meyveler çilek, frambuaz ve yaban mersini bu yüzden yakışıyor. Bir diğer kritik malzeme ise kavrulmuş yemişler. Badem, fındık, ceviz ve şam fıstığını tavada hafif kavurup çıtır çıtır olmalarını ve tatlarının ortaya çıkmasını sağlıyorsunuz. En son olarak da tatlı takviyesi olsun diye üzerine çok az bal gezdiriyoruz. 

Babamın bir huyu vardır. Bir yerde güzel birşey mi yedik mesela pizza, hemen pizza işine girme planları döker ortaya. Yemeğimiz bitene kadar bunu konuşur sonra da unutur gider. Annemin böreğini o gün daha mı bir sevdi, 'karıcığım sana bir börekçi açalım, pişirir satarsın' der. Ya da o gün yaktığımız mangal çok hoşuna gider, bizim evi 'kendin pişir kendin ye'ci olarak nasıl işletebileceğini düşünmeye koyulur. Çok etkilenmiş olmalıyım ki, ilk defa yaptığım birşeyi yerken, normalde babama musallat olan o ampul belirdi kafamda: Türkiye'de şimdiye kadar hiç tutmayan bir creperie mi açmalıydım acaba?  

Krepham

Krep

2-3 Kişilik/tatlı tabağı büyüklüğünde 12 krep yapar

Gerekli Mutfak Gereçleri:

  • mikser
  • 18 cm'lik yapışmaz tava

Malzemeler:

  • 100 gr. un, elenmiş
  • 2 yumurta
  • 1 tutam tuz
  • 250 ml. süt (badem sütü ya da soya sütü de kullanabilirsiniz)
  • 10 gr. toz şeker
  • 10 gr. tereyağ, eritilmiş*
  • 2 yemek kaşığı Grand Marnier ya ya Cointreau portakal likörü
  • yarım çay kaşığı vanilya esansı (isteğe göre)
  • pişirmek için riviera zeytinyağ veya saf tereyağ**

Üzeri için

  • dilediğiniz yemiş, file veya hafif dövülmüş badem, çam fıstığı, fındık ve ceviz
  • dilediğiniz miktarda çilek, frambuaz, yaban mersini

Yapılışı:

  1. Yemişleri yüksek ateşte iyice ıısıttığınız tavada, tavayı sık sık öne arkaya sallayarak, hafif renk değiştirene kadar, 2-3 kavurun.
  2. Hamur malzemelerini bir kapta mikserin yüksek hızı ile iyice karıştırın. 
  3. Tavayı yüksek ateşte iyice ısıtın. 3-4 damla yağ damlatıp tavaya yayın. Yağdan hafif duman yükselmeye başlayınca tavayı ateşten alın ve vakit kaybetmeden yarım kepçe krep hamurunu tavaya dökerken diğer elinizle tavanın sapından tutarak yuvarlayın ve hamurun tavaya eşit miktarda yayılmasını sağlayın.
  4. Tavayı ateşin üzerine geri koyun. 1-2 dakika, yüzeyde kabarcıklar oluşamaya başlayınca spatula yardımıyla krepi tavadan ayırıp çevirin. Bu yanını da 1-2 dakika hafif kızarıncaya kadar pişirin. 
  5. Pişirdiğiniz krepleri aliminyum folyo ile kapattığınız tabakta bekletin.  (Daha fazla tecrübe sonrası edit: aliminyum folyonun içinde krepler buhardan dolayı yumuşayıp çıtırlıklarını kaybediyorlar. Krepleri sıcak tutmak için 80 C'de önceden ısıttığınız fırında bekletebilirsiniz.)  
  6. Krepleri buzdolabında muhafaza edebilir, ertesi gün önceden 180 C'de ısıttığınız fırında 5-10 dakika ısıtarak yiyebilirsiniz. 

*Bir cezveyi üçte birine kadar su doldurup kısık ateşe koyun. Cezvenin ağzına oturabilecek boyutta küçük bir tabak ya da kasenin içine eriteceğiniz tereyağını koyun ve cezvenin üstüne oturtun. Isınan suyun ve ateşin etkisiyle yağ pişmeden eriyecektir. 

**Saf tereyağ için gerekli kullanacağınız miktarda tereyağını küçük bir sos tenceresinde kısık ateşte eritin. Tereyağ tamamen eriyip yüzeyde köpükler oluşunca, köpükleri bir kaşıkla kenara alın. Geriye kalan berrak yağı, dibe çöken tortuları tencerede bırakarak, başka bir kaba aktarın. Kalan berrak ve sarı yağ, saf tereyağıdır.

Bidik

Bıdık-sabah kahvaltısını ettikten misafir odasının bozulmamış yatağında dinlenirken

Karadutlu Margarita

25 Haziran 2014

Margarita

Geçen yaz, evde margarita yapmayı öğrenmeye kafaya takmıştım. Bu en sevdiğim alkollü içecek her yerde verdiğim parayı hakedecek kadar iyi yapılmıyordu. Bu amaçtan mütevellit hem damak tadıma göre hem de ekonomik olsun diye marketlerde malzemelerinin peşine düştüm. Ama ne zaman niyet etsem elime tekila şişesini alıp, etiketle hesap yapıp sonra geri bırakıyordum. Verdiğim paranın yarısından fazlasının devlete gittiğini düşününce içim el vermiyordu. Vergi de bu şekilde amacına ulaşıyor, beni alkollü içki içmekten alıkoyuyordu.

Ama şaraba geldiğinde daha esneğimdir. Yerli şarap üreticileri neleri göze alarak bu sektöre giriyor ve bu şartlarda bile muazzam şaraplar üretiyorlar. Bu ülkede adeta yaşam mücadelesi veriyorlar; bu yüzden ne kadar vergi yüklerlerse yüklesinler, yine de almaya çalışıyorum ki destek olayım. 

Neyse, tekila ve likörlerin pahalılığından dem vurduğumu duyan teyzem bana duty-free'den hediye olarak güzel bir tekila getirdi yaz başında. Son zamanlarda yaptığım meyve çekimlerinden arta kalan bol bol karadut ve ahududu buzlukta stokluydu. Tek eksik kalan malzeme olan portakal likörü için de kendim paraya kıyıp malzemeleri tamamladım. Portakal likörünü alarak çok da iyi etmişim. Nitekim, en son yaptığım çilekli tartın şurubundan tutun da, usuluyle yapmayı yeni öğrendiğim krepte bile kullanılan temel bir malzeme. Yarattığı fark da gözardı edilir değilmiş.  Bu yeni keşfim krep konusuna ileride değineceğim. Uzun lafın kısası bir Grand Marnier ya da Cointreau evinizde bulundurmanız tavsiye olunur.

Margaritanın orjinal yani limli olan versiyonuna vurgunum asıl. Ama mevsimiyken frambuaz, vişne ve karadutları kullanmak bambaşka oluyor. Meyvelerin karışım oranı ve çeşitleri tamamen zevkinize kalmış. Ben karıştırmak için smootie makinesi kullanıyorum. Meyveleri püre haline getirmek için böyle birşey sart; mutfak robotu ya da rondo da olur. Geri kalan karıştırma işini shaker'da, imkanlarınız daha da kısıtlıysa ağzı kapalı bir şişede yapabilirsiniz. 

Blogda bunu ilk defa söyleceğim için heyecanlıyım: sağlığınıza!

Cointreau

Pitcher

Silver Patron Tequila

Limon dilimi

Karadutlu Margarita

2 Kişilik

Gerekli Mutfak Gereçleri:

  • blender veya smootie makinesi

Malzemeler:

  • 12 (yaklaşık 1/3 su bardağı) taze ya da donmuş karadut (ahududu, vişne ya da çilek de kullanabilirsiniz)
  • 1/3 su bardağı Cointreau veya diğer iyi bir marka portakal likörü
  • 1/4 su bardağı gold tekila
  • 3 yemek kaşığı lim veya limon suyu
  • 1 tatlı kaşığı pudra şekeri
  • bir lim veya limon dilimi
  • buz
  • 1 yemek kaşığı deniz tuzu ve 1 yemek kaşığı toz şeker karışımı

Yapılışı:

  1. Bardakların ağızlarını limon dilimiyle ovalayıp, şeker ve tuz karışımına batırın. (şeker--tuz kombinasyonunu herkes sevmeyebilir. Kendi isteğinize göre bu aşamayı atlayabilirsiniz.)
  2. Karadut, tekila, likör, şeker ve limon suyunu blender'da karıştırıp bardaklara paylaştırın. Üçer adet buzla servis edin. 

Çilekli Tart

23 Haziran 2014

Tartalr-824

Evin hemen altında manav var. Giriş kapısının yanında da çilek tezgahı. Apartmana her girişimde çilekleri yan gözle kesmeden, kesince de yanlarına gitmeden edemiyorum. Manav çabuk ikna olayım diye tadına bakmam için bir çilek uzatıyor bana. Yıkamadan yemek istemediğimi çaktırmadan teşekkür ediyorum ve bir elimde suya tutulduktan sonra ağza atılmaya hazır çilek, diğer elimde yarım kilosuyla dolu kese kağıdı tırmanıyorum merdivenleri.

Çocukken eve çilek geldiğinde aynı gün uçar gider, kapanın elinde kalırdı. Bundan herhalde, eve getirdiğim çilekleri pastaya tarta kullanmaya hiç kıyamıyordum. Ta ki bu seneki gibi tatlı, lezzetli, üstüne üstlük ucuz çileğin olduğu tezgahı camdan bakınca görecek mesafede olana kadar. Bu bolluk sağolsun, bugüne dek hep sokaklarda yemeye alıştığım bu pek sevdiğim tartı evde kendim yapmaya fırsat buldum. 

Tart tabanı her zaman kullandığım pâte sablée, üzeri pastacı kreması crème pâtissière. Pasta kremasının üzerine koyduğunuz çilekler tartın üzerinde sadece birkaç saat kremanın rengine bulaşmadan dayanabiliyorlar. Bu yüzden, eğer dört beş kişilik bir çay saati planlamıyorsanız büyük boy yerine, dört-beş tane tek kişilik minik tart tabanı hazırlayın ve yarım pişirip yiyeceğiniz güne kadar buzdolabında veya buzlukta bekletin. Pasta kreması da birkaç gün buzdolabında dayanıyor. Böylece yemeden önce tabanı fırına sürüp, soğuduktan sonra buzdolabında beklettiğiniz pasta kremasını ve çilekleri dizerek taze taze yiyebilirsiniz. Üzerlerine dövülmüş ve kavrulmuş badem, fındık ya da fıstık serpmeyi de mutlaka deneyin.

Herkese bol çilekli günler...

Tartalr-802

Çilekli Tart

6 kişilik

Gerekli Mutfak Gereçleri:

  • altı çıkabilen 20-22 cm ebatlarında tart kalıbı
  • mikser

Malzemeler:

Üzeri için:

  • 500 gr. çilek, sapları ayıklanmış, yıkanmış ve kurulanmış
  • yarım su bardağı tanesiz çilek, vişne veya herhangi bir orman meyvesi reçeli
  • 1 yemek kaşığı toz şeker
  • 1 yemek kaşığı portakal likörü veya konyak

Tart tabanı için:

  • 200 gr. un, elenmiş
  • 100 gr. tereyağ, oda sıcaklığında
  • 100 gr. pudra şekeri, elenmiş
  • 1 yumurta
  • 1/2 tatlı kaşığı vanilya esansı
  • bir tutam tuz

Kreması için:

  • 100 gr. toz şeker
  • 3 yumurta sarısı
  • 45 gr. un
  • 250 ml kaynar süt
  • yarım yemek kaşığı tereyağ
  • yarım çay kaşığı vanilya esansı

Yapılışı:

Tartın yapılışı:

  1. Tereyağını mikserle 1 dakika kadar krema kıvamına gelene kadar çırpın. Unu ekleyip elinizle tereyağına yedirin ve ufalanan bir karışım elde edin. Ortada bir delik oluşturun. Yumurta, pudra şekeri ve vanilya esansını ekleyin.
  2. Elinizle bütün malzemeleri karıştırıp, pürüzsüz bir hamur elde edin. (Hamur oldukça cıvık ve elinize yapışan bir kıvamda olacaktır.) Elinizi hafif unlayarak hamuru yuvarlayın ve streç filme sarın. Buzdolabında 1 saat dinlendirin.
  3. Fırınınızı 180 derecede ısıtın. Buzdolabında hafif sertleşmiş olan hamuru çıkarıp, unladığınız bir yüzeyde merdaneyle tart kalıbından daha büyük bir yuvarlak olacak şekilde açın. Büyük bir bıçak  yardımıyla hamuru kalıbın üzerine yerleştirin ve bastırarak kalıbın şeklini verin. Kenarlarını düzeltin ve dışarda kalan kısımları koparın.
  4. Çatalla tart tabanına delikler açın. Pişerken kabarmaması için tart tabanının üzerine yağlı kağıt serin ve üzerine ağırlık olarak bir su bardağı kadar çiğ nohut ya da fasülye koyun.
  5. Önceden ısıttığınız fırında 25-30 dakika ya da hafif renk değiştirinceye kadar pişirin. Oda sıcaklığında soğumaya bırakın.

Kremanın yapılışı:

  1. Yumurta sarıları ve şekeri 2-3 dakika açık renk krema kıvama gelene kadar çırpın.
  2. Unu ekleyip karıştırın. 
  3. Kaynar sütü yavaş yavaş ekleyerek karıştırmaya devam edin.
  4. Kremayı bir tencere aktarın. Orta-yüksek ateşte sürekli karıştırarak kremayı kaynama noktasına getirin. Isıyı minimuma getirip 2-3 dakika daha karıştırarak kaynatın. 
  5. Ateşten alın ve tereyağını ekleyip karıştırın. Yüzeyinin kabuk bağlamaması için üzerini streç filmle kaplayıp oda sıcaklığında soğumaya bırakın. 

Tartı biraraya getirmek için:

  1. Küçük bir sos tenceresinde reçel, şeker ve likörü, orta ateşte, ara sıra karıştırarak pişirin. Kaynayınca ateşten alın. Oda sıcaklığında hafif soğumaya bırakın. (Soğuyunca sertleştiği için, reçel sosunu hafif ılıkken kullanın, kullanmdan önce soğuduysa tekrar ısıtın.)
  2. Bir fırça yardımıyla, soğuyan tart tabanının içine hazırladığınız reçelden sürün. Tartın içine oda sıcaklığında soğuttuğunuz kremayı döküp bir kaşık yardımıyla yüzeyini düzeltin.
  3. Ortaya en büyük çileği koyarak, çilekleri büyükten küçüğe, sap kısımları alta gelecek şekilde, sıkışık ve dairesel bir formda tartın üzerine dizin. Fırçanın yardımıyla çilekleri reçelle fırçalayın. 
  4. Tartı buzdolabında 1 saat soğumaya bırakıp servis edin ve aynı gün tüketin. 

Kinoaya Başlangıç Salatası: Kinoalı Yeşil Salata

2 Haziran 2014

Kinoa

Son bir-iki senedir yenilikçi restoran menülerinde, yabancı yemek blogları, yemek dergilerinde ve yeni yiyecek trendlerini (evet var böyle birşey) takip eden insanların ağzında bir kinoa lafıdır gidiyor. Geçenlerde çarşıda, kestane mantarı satmasına güvenip 'kinoa var mı?' diye sorduğum esnaf amca, kinoa kelimesini bana beş kere tekrar ettirip sonra da 'Yok ondan bizde!' diyerek marjinal sorumu hor gördüğünde anladım ki kinoanın çarşıya pazara inmesine daha vakit var. Ama Makro Center'larda ve internetten satış yapan bazı organik marketlerde bulunabiliyor. Kırmızı renklisi ve siyahı da varmış ama biz henüz sadece beyazıyla tanışığız. (Derken iki gün önce evimin iki sokak ilerisindeki bir şarküteride beyazısını da kırmızısını da gördüm. Türkiye'de ancak rüyamda görebileceğimi düşündüğüm tahıl çeşitleri, Kıbrıs hellimi, panko kıtırı ve kurutulmuş porcini mantarı... Vardı da vardı...)

Bütün dünyada bir anda bu kadar popüler olmasını gluten içermemesine ve proteini benzeri tahıllara nazaran daha yüksek olduğu için mükemmel bir vejeteryan besini olmasına bağlayabiliriz. İşin ilginç kısmı tahılgiller sınıfına mensup olmayıp, ıspanak ve pancarla akraba olan bir bitkiymiş kinoa. (Vikipedi birinci paragraf bilgisi.) 

Öncelikle, tadı pek birşeye benzemiyor, hatta hiç tadının olmadığını söyleyecek kadar da ileri gidilebilir. Sadece hafif, ıspanağı andıran bir rahiyası var. Tadı, üzerine döktüğünüz sosun tadı oluyor. Bu aslında iyi birşey. Böylece herşeyin içine atabiliyorsunuz; tat değil ama doyuruculuk, sağlık ve doku kazandırıyor.

Bu yazıyı kinoayı birşekilde hayatına sokmak isteyen ama ne yapacağını bilmeyenlere bir başlangıç kılavuzu olsun diye yazıyorum, ki 400 gr'ı 27 TL'den satılan bu besini benim gibi ilk seferde zaiyata uğratmayın. Ben ilk kez kinoa satın aldığımda, kısır mantığıyla pancarlı kinoa salatası yapmıştım. Kısıra koyduğum bulgur gibi bir oranda, yani yaklaşık bir su bardağı kinoa kullandım ve lapa gibi vıcık vıcık bir şey oldu. Tatsız oldu diye sosunu ekledikçe daha da cıvıklaştı.

Sonraki teşebbüslerimde daha temkinli davranarak kinoayı salatalara azar azar ekledim. Bu şekilde kinoaya ana malzeme değil de yan malzeme muamelesi yapmak gerektiğini keşfettim. Yani aslında kinoa salatası dendiğinde bu, içine bir avuç kinoa atılan, diğer malzemeleri kinoaya oranla on misli olan bir salata demekmiş. Ama ileride 'kinoa pilavı yaptım, çok güzel oldu' diye ortalara dökülürsem bu satırlarımı yüzüme vurmayın. Benim kinoa bilgim de daha çok başlangıç düzeyinde zira. 

Akşam yemeklerinde kıpkırmızı yaz domatesi, buram buram kokan körpe roka, reyhan, fesleğen, tere, beni o gün cezbeden hangi mevsim yeşilliğiyse doğrayıp, içine bir avuç kavrulmuş yemiş ve kinoa ekliyorum. Sadece biraz tuz, balzamik ve zeytinyağ ile tatlandırınca, yatağıma yattığımda beni karnımın gurultusuna gark eden bir salata yerine, doyuran, sağlıklı hissettiren ve mutlu eden dengeli bir akşam yemeği oluyor. Evde kinoa yoksa dertlenmiyorum onun yerine haşlanmış buğday bazen de mercimek kullanıyorum. Biraz çağın gerisinde kalıyor ama yine de karın doyuruyor.  

Kinoa Salatası

Kinoalı Yeşil Salata

1 kişilik

Gerekli Mutfak Gereçleri:

  • yapışmaz tava

Malzemeler:

  • yarım demet taze roka
  • birkaç yaprak kıvırcık marul
  • birkaç yaprak reyhan veya fesleğen
  • 1 olgun Çanakkale domatesi
  • bir avuç çam fıstığı
  • yarım kahve fincanı kinoa
  • tuz
  • balzamik sirke
  • sızma zeytinyağ

Yapılışı:

  1. Kinoayı yıkayıp süzün. Bir su bardağı suda 10 dakika haşlayın. Kinoa taneciklerinin etrafında beyaz bir çember belirdiğini gördüğünüzde pişmiş oluyorlar. Süzgeçle süzüp soğuk sudan geçirin.
  2. Çam fıstıklarını yapışmaz bir tavada yüksek ateşte, tavayı ileri geri sallayarak kavurun.
  3. Yeşillikleri yıkayıp sularını iyice süzdürün.
  4. Domatesin kabuğunu soyup yarım ay şeklinde dilimleyin.
  5. Bütün malzemeleri salata kasesinde birleştirin. Yarım tatlı kaşığı tuz atın. Balzamik sirkeyi salatanın üzerinde 3 kere lık lık ettirin, zeytinyağını salatanıza normalde koyduğunuz miktarda gezdirin. Salatayı çok iyi karıştırıp tadına bakın, tuzunu ve sirkesini ayarlayın.